siyah.kin
01-08-2010, 12:35 AM
Cuma Suresi Ayet 2Cuma Suresi Ayet 2- Ümmiler arasından kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan[Only Registered Users Can See Links] onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allah'tır: Halbuki onlar daha önceleri apaçık bir sapıklık içindeydiler.
3- Bu peygamber yine onlardan olup henüz kendilerine yetişmemiş bulunan başka insanlara da gönderdik. O Azizdir[Only Registered Users Can See Links] Hakimdir.
Söylentilere göre Araplar çoğunlukla okuma yazma bilmedikleri için ümmi diye biliniyorlardı. Yine peygamberden şöyle bir rivayet de aktarılmaktadır. Ki O: Parmakları ile işaret ederek ay şöyle şöyle şöyledir demiş ve "Biz ümmi bir milletiz. Ne hesap eder ne de yazarız." (İmam Cessas[Only Registered Users Can See Links] "Ahkamil Kur'an" adlı kitabında bu hadisi isnadsız olarak kaydetmiştir)
Yine bir söylentiye göre yazı yazamayan insanlar "ümmi" diye adlandırılırlar. Böylece annesinden doğduğu hal üzere kalan[Only Registered Users Can See Links] surenin konusuna daha da yakın kabul edilebilir.
Yahudiler[Only Registered Users Can See Links] yani bu son peygamberle fetihler elde edeceklerini hesaplıyorlardı.
Fakat Allah'ın hikmeti[Only Registered Users Can See Links] onlar bu emaneti yüklenmeye elverişli bir karekterde değillerdi!
Bunun yanında Rahmanın dostu Hz. İbrahim'in -selâm üzerine olsun- duası da Kabe'nin gölgesinde İsmail (a.s.) ile birlikte Allah'a yönelttiği duası vardı:
"Hani İbrahim ile İsmail[Only Registered Users Can See Links] 127)
Ortada gaybın ötesinden gelen[Only Registered Users Can See Links] hakimdir."
Hz. Peygambere bu konuda sorulan bir soru üzerine O şöyle demiştir: "Bu[Only Registered Users Can See Links] Halid bin Ma'an kanalı ile Hz. Peygamber'in sahabelerine dayandırmıştır. İbni Kesir derki: Bu güzel bir isnattır. Birçok yönden onu destekleyen rivayetler vardır)
"Ümmiler arasından kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan[Only Registered Users Can See Links] onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allah'tır Halbuki onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler."
Yüce Allah'ın ümmileri apaçık bir kitabın sahibi kılmak[Only Registered Users Can See Links] bilinçsizlikten kurtarmıştır. Onların durumlarını değiştirmiş ve milletler içinde onları seçkin bir yere getirmiştir.
"Onları arındıran:' Bu gerçekten bir temizleme ve gerçekten bir arındırmaydı. Hz. Peygamber onların vicdanlarını ve düşüncelerini arındırıyor[Only Registered Users Can See Links] bu onurlu yüce alemin değerlerini ön plana çıkarıyor ve ona göre meseleleri değerlendiriyordu.
"Onlara kitabı ve hikmeti öğreten..." Onlara kitabı öğretir[Only Registered Users Can See Links] hükmün ve işin doğrusunu bu hikmet ilham eder. Bu ise gerçekten büyük bir erdemliliktir.
"Halbuki onlar daha önceleri apaçık bir sapıklık içindeydiler." Cafer bin Ebi Tâlib'in Habeşistan hükümdarı Necaşi'ye açıkladığı cahiliyye sapıklığı içinde. Kureyşliler Amr bin As'ı ve Abdullah ibni Ebi Rebici'yi Necaşi'ye göndererek oraya hicret eden müslümanlara karşı onu kışkırtmak[Only Registered Users Can See Links] onların hükümdar katındaki değerlerini düşürmek ve böylece onların onun himayesi ve ağırlaması dışına çıkarmak için göndermişlerdi. Cafer der ki:
"Ey hükümdar! Biz cahiliyye içinde yaşayan bir toplumduk. Putlara tapar[Only Registered Users Can See Links] oruç tutmamızı ve zekat vermemizi emretti: '
Onlar cahiliyye devrinin bunca sapıklığına rağmen yüce Allah onların islam inancını taşıyabilecek en güvenilir kimseler olduğunu[Only Registered Users Can See Links] döneklikler ve komplekslerle dolmuştu. Artık bundan sonra onlar asla düzelmeyeceklerdi. Ne Hz. Musa'nın hayatında ne de O'ndan sonra. Neticede yüce Allah'ın gazabına ve lanetine uğramışlardı. Ve yeryüzünde kıyamete kadar Allah'ın dinini ayakta tutma emaneti ellerinden alınmıştı.
Cenabı Allah yine biliyordu ki bu sıralarda Arap yarımadası bütün bir dünyayı cahiliyyenin sapıklığından ve o zamanki büyük imparatorlukların çözülmüş uygarlıklarından kurtaracak çağrıya en güzel beşikti. Zira o sırada bu imparatorluklar gırtlaklarına kadar bataklığa gömülmüşlerdi. Bu durumu çağdaş bir Avrupalı yazar şöyle dile getiriyor:
"Beşinci ve altıncı asırlarda uygarlıklar alemi korkunç bir buhran ve uçurumun kenarındaydı. Anarşi her tarafa egemendi. Zira uygarlıkların kurulmasına ve ayakta durmasına destek olan inançlar yıkılıp yok olmuşlardı ve ortada onlardan boşalan yeri dolduracak bir değer de yoktu. Yine anlaşılıyor ki kurulması dört bin sene alan büyük medeniyet de parçalanmak ve çözülmek üzereydi. Bütün bir insanlık yeniden kargaşa ve vahşete dönmek üzereydi. Kabileler boğuşuyorlardı. Hiçbir kanun ve düzen de yoktu. Hristiyanlığın kurduğu düzenler birliğe kavuşturup düzene sokacağı yerde[Only Registered Users Can See Links] bozuk ortamın içinde bütün dünyayı birleştiren adam dünyaya geldi."
Bu tablo Avrupalı bir yazarın bakış açısından alınmıştır. İslami bir bakış ile olaya baktığımızda o günkü ortamın daha karanlık ve daha kötü olduğunu görürüz!
Yüce Allah çöl gibi bir yarımadada yaşayan bedevi bir milleti bu dinin mesajını taşımaları için seçmiştir. Çünkü yüce Allah onların içlerinde ve içinde yaşadıkları şartlarda düzelme yeteneği olduğunu[Only Registered Users Can See Links] kitabı ve hikmeti öğretecek peygamberini gönderdi. Daha önceleri apaçık bir sapıklık üzere bulunmalarına rağmen.
"Henüz kendilerine yetişmemiş olan başka insanlara da gönderdik. Allah azizdir[Only Registered Users Can See Links] hakimdir."
Bu[Only Registered Users Can See Links] Hz. Muhammed'in ümmetinin uzantısının uzantılarıdır.
Bu her iki yorum da ayetin kapsamına girmektedir. Ayet Arapların dışında kalan başka müslümanları kapsadığı gibi Kur'an'ın kendisine indiği nesilden başka nesilleri de kapsamaktadır. Bu ayet de gösteriyor ki[Only Registered Users Can See Links] islam ümmeti yeryüzünün her tarafına uzanan zamanın her tarafına yayılan birbirine bağlı halkalar niteliğindedir. Bu şekilde büyük emaneti taşımakta ve Allah'ın son dini üzere ayakta durmaktadır.
"Allah azizdir[Only Registered Users Can See Links] seçilecek yerleri bilir. Allah'ın öncekileri ve sonrakileri seçmiş olması bir lütuf ve ikramdır:
3- Bu peygamber yine onlardan olup henüz kendilerine yetişmemiş bulunan başka insanlara da gönderdik. O Azizdir[Only Registered Users Can See Links] Hakimdir.
Söylentilere göre Araplar çoğunlukla okuma yazma bilmedikleri için ümmi diye biliniyorlardı. Yine peygamberden şöyle bir rivayet de aktarılmaktadır. Ki O: Parmakları ile işaret ederek ay şöyle şöyle şöyledir demiş ve "Biz ümmi bir milletiz. Ne hesap eder ne de yazarız." (İmam Cessas[Only Registered Users Can See Links] "Ahkamil Kur'an" adlı kitabında bu hadisi isnadsız olarak kaydetmiştir)
Yine bir söylentiye göre yazı yazamayan insanlar "ümmi" diye adlandırılırlar. Böylece annesinden doğduğu hal üzere kalan[Only Registered Users Can See Links] surenin konusuna daha da yakın kabul edilebilir.
Yahudiler[Only Registered Users Can See Links] yani bu son peygamberle fetihler elde edeceklerini hesaplıyorlardı.
Fakat Allah'ın hikmeti[Only Registered Users Can See Links] onlar bu emaneti yüklenmeye elverişli bir karekterde değillerdi!
Bunun yanında Rahmanın dostu Hz. İbrahim'in -selâm üzerine olsun- duası da Kabe'nin gölgesinde İsmail (a.s.) ile birlikte Allah'a yönelttiği duası vardı:
"Hani İbrahim ile İsmail[Only Registered Users Can See Links] 127)
Ortada gaybın ötesinden gelen[Only Registered Users Can See Links] hakimdir."
Hz. Peygambere bu konuda sorulan bir soru üzerine O şöyle demiştir: "Bu[Only Registered Users Can See Links] Halid bin Ma'an kanalı ile Hz. Peygamber'in sahabelerine dayandırmıştır. İbni Kesir derki: Bu güzel bir isnattır. Birçok yönden onu destekleyen rivayetler vardır)
"Ümmiler arasından kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan[Only Registered Users Can See Links] onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allah'tır Halbuki onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler."
Yüce Allah'ın ümmileri apaçık bir kitabın sahibi kılmak[Only Registered Users Can See Links] bilinçsizlikten kurtarmıştır. Onların durumlarını değiştirmiş ve milletler içinde onları seçkin bir yere getirmiştir.
"Onları arındıran:' Bu gerçekten bir temizleme ve gerçekten bir arındırmaydı. Hz. Peygamber onların vicdanlarını ve düşüncelerini arındırıyor[Only Registered Users Can See Links] bu onurlu yüce alemin değerlerini ön plana çıkarıyor ve ona göre meseleleri değerlendiriyordu.
"Onlara kitabı ve hikmeti öğreten..." Onlara kitabı öğretir[Only Registered Users Can See Links] hükmün ve işin doğrusunu bu hikmet ilham eder. Bu ise gerçekten büyük bir erdemliliktir.
"Halbuki onlar daha önceleri apaçık bir sapıklık içindeydiler." Cafer bin Ebi Tâlib'in Habeşistan hükümdarı Necaşi'ye açıkladığı cahiliyye sapıklığı içinde. Kureyşliler Amr bin As'ı ve Abdullah ibni Ebi Rebici'yi Necaşi'ye göndererek oraya hicret eden müslümanlara karşı onu kışkırtmak[Only Registered Users Can See Links] onların hükümdar katındaki değerlerini düşürmek ve böylece onların onun himayesi ve ağırlaması dışına çıkarmak için göndermişlerdi. Cafer der ki:
"Ey hükümdar! Biz cahiliyye içinde yaşayan bir toplumduk. Putlara tapar[Only Registered Users Can See Links] oruç tutmamızı ve zekat vermemizi emretti: '
Onlar cahiliyye devrinin bunca sapıklığına rağmen yüce Allah onların islam inancını taşıyabilecek en güvenilir kimseler olduğunu[Only Registered Users Can See Links] döneklikler ve komplekslerle dolmuştu. Artık bundan sonra onlar asla düzelmeyeceklerdi. Ne Hz. Musa'nın hayatında ne de O'ndan sonra. Neticede yüce Allah'ın gazabına ve lanetine uğramışlardı. Ve yeryüzünde kıyamete kadar Allah'ın dinini ayakta tutma emaneti ellerinden alınmıştı.
Cenabı Allah yine biliyordu ki bu sıralarda Arap yarımadası bütün bir dünyayı cahiliyyenin sapıklığından ve o zamanki büyük imparatorlukların çözülmüş uygarlıklarından kurtaracak çağrıya en güzel beşikti. Zira o sırada bu imparatorluklar gırtlaklarına kadar bataklığa gömülmüşlerdi. Bu durumu çağdaş bir Avrupalı yazar şöyle dile getiriyor:
"Beşinci ve altıncı asırlarda uygarlıklar alemi korkunç bir buhran ve uçurumun kenarındaydı. Anarşi her tarafa egemendi. Zira uygarlıkların kurulmasına ve ayakta durmasına destek olan inançlar yıkılıp yok olmuşlardı ve ortada onlardan boşalan yeri dolduracak bir değer de yoktu. Yine anlaşılıyor ki kurulması dört bin sene alan büyük medeniyet de parçalanmak ve çözülmek üzereydi. Bütün bir insanlık yeniden kargaşa ve vahşete dönmek üzereydi. Kabileler boğuşuyorlardı. Hiçbir kanun ve düzen de yoktu. Hristiyanlığın kurduğu düzenler birliğe kavuşturup düzene sokacağı yerde[Only Registered Users Can See Links] bozuk ortamın içinde bütün dünyayı birleştiren adam dünyaya geldi."
Bu tablo Avrupalı bir yazarın bakış açısından alınmıştır. İslami bir bakış ile olaya baktığımızda o günkü ortamın daha karanlık ve daha kötü olduğunu görürüz!
Yüce Allah çöl gibi bir yarımadada yaşayan bedevi bir milleti bu dinin mesajını taşımaları için seçmiştir. Çünkü yüce Allah onların içlerinde ve içinde yaşadıkları şartlarda düzelme yeteneği olduğunu[Only Registered Users Can See Links] kitabı ve hikmeti öğretecek peygamberini gönderdi. Daha önceleri apaçık bir sapıklık üzere bulunmalarına rağmen.
"Henüz kendilerine yetişmemiş olan başka insanlara da gönderdik. Allah azizdir[Only Registered Users Can See Links] hakimdir."
Bu[Only Registered Users Can See Links] Hz. Muhammed'in ümmetinin uzantısının uzantılarıdır.
Bu her iki yorum da ayetin kapsamına girmektedir. Ayet Arapların dışında kalan başka müslümanları kapsadığı gibi Kur'an'ın kendisine indiği nesilden başka nesilleri de kapsamaktadır. Bu ayet de gösteriyor ki[Only Registered Users Can See Links] islam ümmeti yeryüzünün her tarafına uzanan zamanın her tarafına yayılan birbirine bağlı halkalar niteliğindedir. Bu şekilde büyük emaneti taşımakta ve Allah'ın son dini üzere ayakta durmaktadır.
"Allah azizdir[Only Registered Users Can See Links] seçilecek yerleri bilir. Allah'ın öncekileri ve sonrakileri seçmiş olması bir lütuf ve ikramdır: