siyah.kin
11-20-2009, 05:03 PM
Şekil 40 Kan basıncı düştüğü anda (ya da kanda bulunan sodyum miktarı azaldığında)[Only Registered Users Can See Links] yani kan basıncı düşünce devreye girer.
Kan basıncının düşük olması insan için çok tehlikeli bir durum doğurabilir. Bu yüzden alarm çalıştığı anda kan basıncını artırmak için bir dizi tedbirin alınması gereklidir. Bu tedbirleri şöyle sıralayabiliriz;
1. Kan damarları daraltılmalıdır. (Bu daralma[Only Registered Users Can See Links] tıpkı uç kısmı sıkılan bahçe hortumunun daha tazyikli su vermesi gibi kan basıncını artıracaktır.)
2. Böbreklerden daha çok su emilmeli ve kana karıştırılmalıdır.
3. En kısa zamanda kişinin su içmesi sağlanmalıdır.
Peki bütün bunlar nasıl sağlanacaktır? Yine başka bir eşsiz sistem[Only Registered Users Can See Links] her insan bedeninin derinliklerine doğuştan yerleştirilmiştir.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 41: "anjiotensinojen" ve "renin" tıpkı bir logonun parçaları gibi[Only Registered Users Can See Links] birbirlerine uygun olarak yaratılmışlardır.
Şekil 42: Renin[Only Registered Users Can See Links] böbreklerde bulunan bazı hücreler durumu fark eder. Bunlar alarm vericiler olan "jukstaglomerular" (JGA) hücreleridir. Bu hücreler "renin" isimli çok özel bir madde salgılar.7 ([Only Registered Users Can See Links]) (şekil 40)
Hücrelerin[Only Registered Users Can See Links] kan basıncının veya sodyum miktarının düştüğünü tespit edebilmeleri başlı başına bir mucizedir. Ancak daha da önemlisi hücrelerin renin salgılamalarıdır. Çünkü "renin" çok aşamalı bir üretim zincirinin ilk halkasıdır.
Kanın plazmasında bulunan ve normalde kanda dolaştığı halde hiçbir şekilde etkisi olmayan bir protein vardır. Bu protein karaciğerde üretilen "anjiotensinojen" proteinidir. Hayranlık uyandıran bir planlamanın ilk aşaması burada başlar. Çünkü tek başlarına hiçbir işe yaramayan "anjiotensinojen" ve "renin" aslında birbirleri ile birleşmek için özel olarak tasarlanmışlardır. Tıpkı bir logonun parçalarının iç içe geçebilmeleri için birbirlerine uygun olarak imal edilmeleri gibi. (şekil 41)
Burada düşünülmesi gereken bir nokta vardır: Böbrek hücreleri ve karaciğer hücreleri vücut içinde birbirlerinden uzaktadır. Nasıl olur da birisi logonun bir parçasını (renin) üretirken[Only Registered Users Can See Links] diğeri bu parçaya tam uyan diğer parçayı (anjiotensinojen) üretir ve yine nasıl olur da bunlar birbirlerine tam olarak uygun olurlar? Bunun evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen meydana gelmesi kesinlikle imkansızdır. Şüphesiz her biri Yüce Allah'ın sonsuz ilmiyle yaratılmıştır.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 43: ACE enzimi "anjiotensin-I"i daha farklı bir molekül olan "anjiotensin-II" molekülüne dönüştürür. Renin[Only Registered Users Can See Links] anjiotensinojen molekülünün yapısını değiştirir ve yeni bir molekül "anjiotensin I" ortaya çıkar: (şekil 42)
Renin + Anjiotensinojen -> Anjiotensin-I
Ortaya çıkan bu yeni molekülün de bir etkisi yoktur; çünkü üretim zinciri henüz bitmemiştir. Devreye akciğerde bulunan "ACE" adında ve sadece "anjiotensin-I" molekülünü parçalamaya yarayan bir enzim girer. Bu enzim sayesinde "anjiotensin-I" daha farklı bir molekül olan "anjiotensin-II" molekülüne dönüşür: (şekil 43)
Anjiotensin-I + ACE Enzimi -> Anjiotensin-II
Bu noktada tekrar düşünmek gerekir: Böbrek ve karaciğer hücrelerinin ürettikleri iki farklı molekül etkileşmiş ve ortaya yeni bir molekül çıkmıştır. Böbrek ve karaciğer hücreleri ile hiçbir alakası bulunmayan akciğer hücreleri de bu yeni molekülün tam olarak birleşeceği bir enzim üretmektedir. Üstelik bu enzimi[Only Registered Users Can See Links] daha gerçekleşmemiş olan bir olay ve daha üretilmemiş bir maddeye en uygun enzimi üretebilmektedir? Bu maddeyi bir başka maddeye çevirecek enzimin formülünü nereden bilmektedir? Kuşkusuz akciğer hücrelerine bu bilgileri ilham eden eşi ve benzeri olmayan Yüce Allah'tır.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 44: Anjiotensin-II maddesi böbrek üstü hücrelerine ulaşır ve bu hücrelere "aldosteron" salgılamaları emrini verir. Aldosteron ise böbrekleri etkileyerek[Only Registered Users Can See Links] damar çapını daraltır ve kan basıncı artırılmış olur. Bu varılmak istenen birinci sonuçtur.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 45: Anjiotensin-II beyindeki susama bölgesini uyarır ve bu sayede insanda susama isteği meydana gelir. Anjiotensin-II maddesinin ikinci önemli görevi ise[Only Registered Users Can See Links] böbrekleri etkileyecek ve böbrekler idrardaki suyu geri emerek kana karıştıracaktır. Böylece kan basıncı artacaktır. Bu da varılmak istenen ikinci sonuçtur. (şekil 44)
Böbrek[Only Registered Users Can See Links] karaciğer ve akciğerin ortaklaşa çalışması sonucunda üretilen "anjiotensin-II" maddesinin çok önemli bir görevi daha vardır: Beynin özel bir bölgesine ulaşmak ve o bölgeyi harekete geçirmek. Bu bölge susama hissini uyandıran "susama bölgesi"dir.
Ancak "anjiotensin-II" maddesinin önünde bir engel vardır. Çünkü beyni korumak için kandan beyin dokusuna geçişi çok zorlaştıran[Only Registered Users Can See Links] çok seçici bir sistem vardır ve buna "kan-beyin bariyeri" denir. Bu sistem beyinde 1-2 noktada bulunmamaktadır ve bu noktalardan biri de "susama bölgesi"dir. Bu özel yaratılış sayesinde beynin susama bölgesi uyarılır ve insanda su içme isteği meydana gelir.8 ([Only Registered Users Can See Links]) (şekil 45)
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 46: İnsan hiç farkında dahi değilken[Only Registered Users Can See Links] akciğer hücreleri ve karaciğer hücrelerinin biraraya gelip bir koalisyon oluşturmaları gerekir.
Bu koalisyon önce kan basıncı düştüğü zaman ne yapılması gerektiğini araştırmak zorundadır. Bu araştırma sonucunda da koalisyonun en ideal çözüme karar vermesi gerekir: Bu ideal çözüm "kan damarlarının çaplarını daraltmak" ve "aldosteron hormonunun salgılanmasını sağlamak"tır.
Ardından yine biraraya gelip[Only Registered Users Can See Links] çalışma sistemlerini analiz etmelidirler. Sonra bu damarların kasılması ve böbrek üstü bezlerinin aldosteron salgılaması için mucize bir formülü yani "anjiotensin-II" maddesinin moleküler projesini tespit etmiş olmalıdırlar.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 47: Bu toplantı sonrasında tüm hücrelerin görevleri belirlenmiştir ve her biri ne yapacağını çok iyi bilmektedir. Allah'ın[Only Registered Users Can See Links] 47)
Bu sistemin her parçası[Only Registered Users Can See Links] özel niteliklerle donatılmış ve görev yapması gereken yere yine özel olarak yerleştirilmiştir. İnsan vücudunda meydana gelen tüm olayları Rabbimiz yaratmıştır ve insan bedenindeki her ayrıntı da O'nun sonsuz ilminin delillerinden sadece birkaç tanesidir
Kan basıncının düşük olması insan için çok tehlikeli bir durum doğurabilir. Bu yüzden alarm çalıştığı anda kan basıncını artırmak için bir dizi tedbirin alınması gereklidir. Bu tedbirleri şöyle sıralayabiliriz;
1. Kan damarları daraltılmalıdır. (Bu daralma[Only Registered Users Can See Links] tıpkı uç kısmı sıkılan bahçe hortumunun daha tazyikli su vermesi gibi kan basıncını artıracaktır.)
2. Böbreklerden daha çok su emilmeli ve kana karıştırılmalıdır.
3. En kısa zamanda kişinin su içmesi sağlanmalıdır.
Peki bütün bunlar nasıl sağlanacaktır? Yine başka bir eşsiz sistem[Only Registered Users Can See Links] her insan bedeninin derinliklerine doğuştan yerleştirilmiştir.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 41: "anjiotensinojen" ve "renin" tıpkı bir logonun parçaları gibi[Only Registered Users Can See Links] birbirlerine uygun olarak yaratılmışlardır.
Şekil 42: Renin[Only Registered Users Can See Links] böbreklerde bulunan bazı hücreler durumu fark eder. Bunlar alarm vericiler olan "jukstaglomerular" (JGA) hücreleridir. Bu hücreler "renin" isimli çok özel bir madde salgılar.7 ([Only Registered Users Can See Links]) (şekil 40)
Hücrelerin[Only Registered Users Can See Links] kan basıncının veya sodyum miktarının düştüğünü tespit edebilmeleri başlı başına bir mucizedir. Ancak daha da önemlisi hücrelerin renin salgılamalarıdır. Çünkü "renin" çok aşamalı bir üretim zincirinin ilk halkasıdır.
Kanın plazmasında bulunan ve normalde kanda dolaştığı halde hiçbir şekilde etkisi olmayan bir protein vardır. Bu protein karaciğerde üretilen "anjiotensinojen" proteinidir. Hayranlık uyandıran bir planlamanın ilk aşaması burada başlar. Çünkü tek başlarına hiçbir işe yaramayan "anjiotensinojen" ve "renin" aslında birbirleri ile birleşmek için özel olarak tasarlanmışlardır. Tıpkı bir logonun parçalarının iç içe geçebilmeleri için birbirlerine uygun olarak imal edilmeleri gibi. (şekil 41)
Burada düşünülmesi gereken bir nokta vardır: Böbrek hücreleri ve karaciğer hücreleri vücut içinde birbirlerinden uzaktadır. Nasıl olur da birisi logonun bir parçasını (renin) üretirken[Only Registered Users Can See Links] diğeri bu parçaya tam uyan diğer parçayı (anjiotensinojen) üretir ve yine nasıl olur da bunlar birbirlerine tam olarak uygun olurlar? Bunun evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen meydana gelmesi kesinlikle imkansızdır. Şüphesiz her biri Yüce Allah'ın sonsuz ilmiyle yaratılmıştır.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 43: ACE enzimi "anjiotensin-I"i daha farklı bir molekül olan "anjiotensin-II" molekülüne dönüştürür. Renin[Only Registered Users Can See Links] anjiotensinojen molekülünün yapısını değiştirir ve yeni bir molekül "anjiotensin I" ortaya çıkar: (şekil 42)
Renin + Anjiotensinojen -> Anjiotensin-I
Ortaya çıkan bu yeni molekülün de bir etkisi yoktur; çünkü üretim zinciri henüz bitmemiştir. Devreye akciğerde bulunan "ACE" adında ve sadece "anjiotensin-I" molekülünü parçalamaya yarayan bir enzim girer. Bu enzim sayesinde "anjiotensin-I" daha farklı bir molekül olan "anjiotensin-II" molekülüne dönüşür: (şekil 43)
Anjiotensin-I + ACE Enzimi -> Anjiotensin-II
Bu noktada tekrar düşünmek gerekir: Böbrek ve karaciğer hücrelerinin ürettikleri iki farklı molekül etkileşmiş ve ortaya yeni bir molekül çıkmıştır. Böbrek ve karaciğer hücreleri ile hiçbir alakası bulunmayan akciğer hücreleri de bu yeni molekülün tam olarak birleşeceği bir enzim üretmektedir. Üstelik bu enzimi[Only Registered Users Can See Links] daha gerçekleşmemiş olan bir olay ve daha üretilmemiş bir maddeye en uygun enzimi üretebilmektedir? Bu maddeyi bir başka maddeye çevirecek enzimin formülünü nereden bilmektedir? Kuşkusuz akciğer hücrelerine bu bilgileri ilham eden eşi ve benzeri olmayan Yüce Allah'tır.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 44: Anjiotensin-II maddesi böbrek üstü hücrelerine ulaşır ve bu hücrelere "aldosteron" salgılamaları emrini verir. Aldosteron ise böbrekleri etkileyerek[Only Registered Users Can See Links] damar çapını daraltır ve kan basıncı artırılmış olur. Bu varılmak istenen birinci sonuçtur.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 45: Anjiotensin-II beyindeki susama bölgesini uyarır ve bu sayede insanda susama isteği meydana gelir. Anjiotensin-II maddesinin ikinci önemli görevi ise[Only Registered Users Can See Links] böbrekleri etkileyecek ve böbrekler idrardaki suyu geri emerek kana karıştıracaktır. Böylece kan basıncı artacaktır. Bu da varılmak istenen ikinci sonuçtur. (şekil 44)
Böbrek[Only Registered Users Can See Links] karaciğer ve akciğerin ortaklaşa çalışması sonucunda üretilen "anjiotensin-II" maddesinin çok önemli bir görevi daha vardır: Beynin özel bir bölgesine ulaşmak ve o bölgeyi harekete geçirmek. Bu bölge susama hissini uyandıran "susama bölgesi"dir.
Ancak "anjiotensin-II" maddesinin önünde bir engel vardır. Çünkü beyni korumak için kandan beyin dokusuna geçişi çok zorlaştıran[Only Registered Users Can See Links] çok seçici bir sistem vardır ve buna "kan-beyin bariyeri" denir. Bu sistem beyinde 1-2 noktada bulunmamaktadır ve bu noktalardan biri de "susama bölgesi"dir. Bu özel yaratılış sayesinde beynin susama bölgesi uyarılır ve insanda su içme isteği meydana gelir.8 ([Only Registered Users Can See Links]) (şekil 45)
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 46: İnsan hiç farkında dahi değilken[Only Registered Users Can See Links] akciğer hücreleri ve karaciğer hücrelerinin biraraya gelip bir koalisyon oluşturmaları gerekir.
Bu koalisyon önce kan basıncı düştüğü zaman ne yapılması gerektiğini araştırmak zorundadır. Bu araştırma sonucunda da koalisyonun en ideal çözüme karar vermesi gerekir: Bu ideal çözüm "kan damarlarının çaplarını daraltmak" ve "aldosteron hormonunun salgılanmasını sağlamak"tır.
Ardından yine biraraya gelip[Only Registered Users Can See Links] çalışma sistemlerini analiz etmelidirler. Sonra bu damarların kasılması ve böbrek üstü bezlerinin aldosteron salgılaması için mucize bir formülü yani "anjiotensin-II" maddesinin moleküler projesini tespit etmiş olmalıdırlar.
[Only Registered Users Can See Links]
Şekil 47: Bu toplantı sonrasında tüm hücrelerin görevleri belirlenmiştir ve her biri ne yapacağını çok iyi bilmektedir. Allah'ın[Only Registered Users Can See Links] 47)
Bu sistemin her parçası[Only Registered Users Can See Links] özel niteliklerle donatılmış ve görev yapması gereken yere yine özel olarak yerleştirilmiştir. İnsan vücudunda meydana gelen tüm olayları Rabbimiz yaratmıştır ve insan bedenindeki her ayrıntı da O'nun sonsuz ilminin delillerinden sadece birkaç tanesidir