PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarihimizdeki büyük hatalar (1)


qozde
02-03-2008, 10:31 PM
Bir Yahudi’nin Lozan Heyetine dahil edilişi...
Yaklaşık 33 senedir yakın tarih üzerine araştırma yapmaktayım. Bu sahada yazdığım eserlerin sayısı 20’yi geçti. Ayrıca 12 ciltlik ve 6 ciltlik yakın tarih ansiklopedilerinin hem metin yazarı, hem A’dan Z’ye yayına hazırlayıcısı olarak çalıştım. Demem o ki, bu kadar mesâime rağmen hâlâ bir meseleyi çözebilmiş değilim. O da şu: Hayim Naum isimli Yahudi, Lozan’da Türkiye’yi temsil eden heyete nasıl dahil oldu? Kim dahil etti? Adam Türkiye’nin temsilcisi, ama vazifesini yapar yapmaz Mısır’a gidiyor ve orada “Hahambaşı” olarak hizmetine kaldığı yerden devam ediyor. İşte bu nokta yakın tarihimizin “kara deliklerinden” birisidir.
Hayim Naum, Türkiye’yi temsil eden heyete nasıl girdi, bilinmez. Ama bilinen bir husus var, onun işin içine girişinden sonra Türkiye’de çok şey değil, âdetâ iğneden ipliğe “her şey” değişti. Öyleyse biz bilinmeyenler üzerinde değil de bilinenler üzerinde kafa yoralım. Belki böylece bilinmeyenleri de bir nebze olsun bilme imkanına kavuşmuş oluruz.
Lozan’daki görüşmelerin birinci safhası 22 Kasım 1922- 7 Şubat 1923 tarihleri arasında cereyan etmiştir. O tarihe kadar Türkiye’deki “manzara-i umumiye” şu şekildedir:
A) İdare şekli: İdarenin her noktasında İslâm mührü gözükmektedir. TBMM, 23 Nisan 1920’de dinî bir merasimle ve duâlarla açılışından 9 gün sonra, 2 Mayıs 1920’de Anayasa maddesi mahiyetinde bir kanun çıkarmıştır. “3 Numaralı Kanun”un 1. maddesinde kurulacak bakanlıklar belirtilmektedir. Buna göre protokolde 1. sırayı işgal eden bakanlık, “Şer’iye ve Evkaf Vekaleti”dir. Yani “Şeriat ve Vakıflarla ilgili konuları deruhte edecek bakanlık” Ayrıca yine bu kanunla kurulan bakanlıklar arasında “Adliye ve Mezahip” bakanlığı vardır. (Bknz:Prof. Dr. Suna Kili- Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük. Türk Anayasa Metinleri, s. 88,Türkiye İş Bankası Kültür yayınları. Ankara: 1985)
Bakanlıkların adlarından da anlaşılacağı üzere o tarihte, Şer’î kanunlar yürürlüktedir. Mahkemeler dört mezhebin içtihadına göre hüküm vermektedir. “Adalet ve Mezhepler Bakanlığı” da bunun yerine getirilmesini denetlemekle mükelleftir.
TBMM’de 20 Ocak 1921 tarihli ve 85 Numaralı kanunla kabul edilen, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun, yani “Anayasanın” 2. Maddesinde şöyle denilmektedir:
“İcra kudreti ve teşri’ selahiyeti milletin yegane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.” (a.g.e., s. 91)
Bu anayasa maddesine göre, “Şeriata uygun kanun çıkarma yetkisi” TBMM’ne aittir.
1921 Anayasasının 7. maddesi ise aynen şu şekildedir:
“Ahkâm-ı Şer’iyenin tenfizi [Şeriat hükümlerinin uygulanması], umum kavâninin vaz’ı [Bütün kanunların çıkarılması], tadili [değiştirilmesi], feshi, ve muâhede ve sulh akti ve vatan müdafaası ilânı gibi hukuku esasiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Kavanin [kanunlar] ve nizamat tanziminde muâmelât-ı nâsa erfak [uygulamaları insanlara en uygun] ve ihtiyacatı zamana evfak ahkâm-ı fıkhiye ve hukukiye ile [zamanın ihtiyaçlarına en uygun fıkhî hükümler ve esaslar ile] âdâp ve muâmelât esas ittihaz kılınır. Heyeti vekilînin [Bakanlar Kurulunun] vazife ve mesuliyeti kanun u mahsus ile [özel bir kanunla] tayin edilir.” (a.g.e., s. 92)
B) İdarecilerin Konuşmaları: Anayasa, kanunlar ve idare şekli işte bu şekilde iken, o devrin idarecileri de bu kanunlara uygun konuşuyorlardı.
Ne olduysa, Hayim Naum’un işin içine girmesinden sonra oldu. Türkiye’deki siyâsî ve kültürel tablo birdenbire ve 360 derece ters şekilde değişmeye başladı.